Bilgisayarlı eğitime destek

  09/03/2005, Yazar: Özgür Koca, Kategori: Posta Kutusu

eposta  Bilgisayarlı eğitime destekBundan 5 yıl kadar önce, içinde []Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın da bulunduğu birçok sivil toplum örgütü, şirket ve resmi kuruma özellikle bankalar ve büyük şirketler tarafından ıskartaya çıkarılmış bilgisayarların nasıl eğitim alanında kullanılabileceğine dair çok uzun bir e-mail yollamıştım. Hedef, birçoğu işe yarar durumda olan ve çöp olarak başımıza bela kesilen, zamanında milyarlarca dolar döviz harcanarak alınmış bu bilgisayarları yeniden işler duruma getirmek ve öğrencilerinde temel bilgisayar eğitimlerini tamamlayabilmesini sağlamaktı. Ya bilgisayar konusuna yabancı olduklarından, ya da böyle bir kampanyada çıkar elde edemeyeceklerini düşündüklerinden, kimseden bir cevap gelmedi.

Notes

[] ]

Sene 2005..Birgün televizyonda bir mouse peşinde koşan çocuklar ve arka planda Türkiye’ de 71 öğrenciye 1 bilgisayar düştüğünü söyleyen acıklı bir ses. Tanıtım filminin sinematografisinden tutun metnine kadar tam bir duygu sömürüsü.. Hedef, okullara bilgisayar sokmak..Nasıl? “Hayırsever vatandaşların ellerini ceplerine birkez daha sokmasını bekleyerek”. Öyle ya; devlet baba öldü, millet öksüz kaldı. Doğaldır; benzine %400 vergi ödemiyoruz; ücretli çalışanların maaşlarının %40’ı vergi olarak kesilmiyor. Kampanyanın en büyük destekçisinin ise ülkenin başbakanı olması hem manidar, hem acıklı..

Derken dün tesadüfen bu kampanyanın websitesine ulaşıyorum. Kafamdaki en büyük iki soru işareti, bilgisayarlara yüklenecek işletim sistemi ve teknik şartname.

[] İlk yaptığım şey teknik şartnameyi indirip okumak oluyor ve donup kalıyorum. Çünkü şartnamede talep edilen özellikler, konuya hakim biri tarafından değilde mahalledeki bilgisayarcıdan toplama bilgisayar siparişi veren, bilgisayar oyunlarına meraklı, karne hediyesi olarak ailesinden okkalı bir para koparmış bir ortaokul öğrencisi tarafından hazırlanmış gibi! İlk başta komik geliyor; ancak okudukça giderek asabım bozuluyor.

Şartnamede, piyasada yaygın olarak bulunan ancak mimarisi birbirinden tamamen farklı 2 işlemci tipinden biri talep edilmekte. Daha da komik olan, işlemcilerden birinin 32, diğerinin 64 bit olması. Hani “bu bilgisayarları uzun süre kullanalım, teknoloji ilerlediğinde hurdaya dönüşmesinler” mantığı hakim olsa; fiyatı ciddi derecede yüksek olan 32 bitlik işlemciyi şartnameye koymanın amacı ne? Üstelik anılan firma, şartnamedeki diğer 64-bitlik işlemci üreticisinin 64-bit teknolojisini kullanmak için anormal lisans ücretleri öderken? Sahip oldukları abartılı işlem gücü, müthiş enerji tüketimi (bu işlemciler yaklaşık olarak 100 wattlık bir ampül kadar elektriğe ihtiyaç duymakta!) ve kronik hararet sorunları bu tip işlemcilerin okullar için uygun olmadığının en önemli işaretleri. Üstelik bu güce sahip bilgisayarlar şu an yaygın değiller ve genelde 3 boyutlu modelleme ve doku kaplama gibi yüksek işlemci gücü gerektiren, sofistike uygulamalarda kullanılıyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı bu sene Autocad programını ilkokul müfredatına alacaksa, öğrencilere matematiksel formüller kullanarak karmaşık 3 boyutlu çizim yapmayı ve bunları da yine kompleks matematiksel ışıklandırma ve doku kaplama teknikleriyle çizmeyi müfredata alacaksa lafım yok! Herhalde bu uygulama devlet üniversitelerine de ilham kaynağı olur; çünkü ana araçları olduğu halde autocad ile 2 boyutlu doğru çizemeyen makine mühendisi mezun ediyor bu üniversiteler..

5.maddeden itibarense şartname “coşarak” ideal bir oyun canavarı bilgisayarın özelliklerini sıralıyor. 16 ms tepki süresi olan 17” LCD monitör..güzel..LCD monitörler az enerji harcar ve gözü yormaz. Fakat nedense kontrast oranına yer verilmemiş..Kontrast oranı görüntünün keskinliğini, renklerin canlılığını belirler ve düşükse göz için de zararlıdır. Fakat bu nedense pas geçilerek 16ms tepki süresi olması istenmiş. Eğer Doom 3 gibi yeni nesil 3 boyutlu oyunlardan oynamıyorsanız 16ms tepki süresinin hiçbir anlamı yok. Daha uzun ve teknik olan yazımda neden gerekli olmadığını da anlattım; merak eden okur..

6.maddede en az 128 MB, yepyeni PCI Express teknolojisini destekleyen, 1600×1200 çözünürlüğü destekleyen ekran kartı istenmiş. Şartnameyi hazırlayan vatandaş, 17” LCD monitörlerin maksimum 1200×1024 çözünürlüğü desteklediğinden, 128 mb olupta 1600×1200 çözünürlüğü desteklemeyen kart olmadığından habersizki, marifetmiş gibi “böyle olsun” diye yazmış.

İlerleyen maddelerde ise uçmuşlar..Mesela söyledikleri hızda bir DVD Combo sürücü şu an Türkiye piyasasında mevcut olmadığı gibi, Amerika’da bile nadiren bulunabilmekte. Ayrıca herkesin Q klavye kullanırken F klavyede diretilmesi saçmalık. Bakın bakalım, bilgisayarı olan öğretmen ve öğrencilerin binde biri evinde F klavye kullanıyormu? Bilgisayar mağazalarına girin, üçte biri bile F klavye satmıyor. İmla ve noktalama hatalarından geçilmeyen şartnamede ayrıca gigabit ethernet filanda istenmiş.

Kendimde bilgisayar sattığımdan böyle bir bilgisayar topladım; mümkün olan en ucuz haliyle 1100 $ + KDV civarında bir para tuttu. Tabii Microsoft’ a verilecek paralar hariç! Yani fiyat içinde Windows XP ve Office 2003 lisansı yok. Zaten asıl problem burada başlıyor!

Rezalet asıl burada başlıyor. TÜBİTAK, sanırım 2 yıl kadar önce, bir mikroişlemci ürettiğini duyurdu ve açıkçası heyecanlandım. Öyle ya; çıkardığı Bilim Teknik dergisi dışında –ki kalitesi giderek düşmüştür; başlarda nefis bir dergiydi- biz TÜBİTAK’ı derin uykuda bilirdik.

Efendim; bizim gazeteler bilim haberlerini de magazinleştirdiklerinden, sadece yapılan mikroişlemcinin .25 mikron teknolojisiyle üretildiğini öğrenebildik. Üzerinde kaç transistör olduğunu, yapısını vs öğrenemedik. Eh; 0.25 eski teknoloji olsada biryerden başladık ya diye sevinmiştik. Derken, bunun bir balon olduğu ortaya çıktı: Meğerse silikon üzerine Atatürk portresi işlemişler! Atatürk yaşıyor olsa herhalde böyle bir saçmalığı denemeye bile yeltenemezlerdi.

Linux denen işletim sistemi ortaya çıkalı 15 sene geçtikten sonra, TÜBİTAK ortaya çıkıp “biz ulusal işletim sistemi yapacağız” dedi. “Güzel,yapsınlar” dedik. Derken, []TÜBİTAK “pardus” adı altında, bilgisayara kurulamayan, direk CD üzerinden çalışan, biz Linux’çuların “Live CD” dediği bir sürümle görücüye çıktı. Şu an distrowatch.org sitesinde 3000’den fazla Linux versiyonu zaten mevcut! TÜBİTAK’ tan önce, Emre Sokollu adında bir arkadaşımız “Pardus”’tan çok daha üstün ve üstelik bilgisayara da kurulabilen “TURKIX” []adında bir Linux dağıtımını zaten çok daha önce, üstelik de neredeyse tamamen kendi çabalarıyla ortaya çıkarmıştı. Yani, TÜBİTAK’ ın şişirdiği balon birkez daha patlamış oldu.

Kısaca Linux’ un ne olduğuna değineceğim: Linux’çular itiraf etmekten nefret etsede, Linux işletim sistemi UNIX adında, 30 sene önce Amerikan telekomünikasyon devi AT&T tarafından geliştirilmiş işletim sistemini temel alır. Internet’ten tutun uzay mekiklerini idare eden sistemlere kadar hemen hemen tüm ciddi projenin –Hollywood’ daki nefes kesen efektleri de unutmayalım!- altında hala UNIX vardır. Ama yerini yavaş yavaş Linux’ a bırakmaktadır.

Linux’ u sadece işletim sistemi olarak tanımlamak yanlıştır. Linux, fikri mülkiyet alanında devrim yaratan ve dünyayı hafifçe sallayan GPL lisansının grip hızıyla yaygınlaşmasını sağlayan bir kıvılcım olmuştur..

Linux’ un kaynak kodu açıktır. Programcılık bilginiz varsa, işletim sistemini kendi ihtiyaçlarınız doğrultusunda geliştirebilir ya da değiştirebilirsiniz. Ücretsizdir. Son derece güvenlidir ve bilgisayarı çok verimli kullanır. Kolay kolay çökmez. Internet sunucularının neredeyse %70’inde Linux çalışmaktadır. IBM, SGI, Cray Research gibi dev bilgisayar üreticileri, üst düzey sunucuların neredeyse tamamında Linux kullanmaktadır.

Hala şüpheniz varsa, size birkaç büyük Linux kullanıcısının adını vermem gerek: NASA, Mercedes Benz, Almanya ve Fransa’ daki devlet dairelerinin tamamıyla Avrupa Birliği ülkelerindeki kamu kuruluşlarının yarısından fazlası; Peru, Brezilya, Çin’in tüm kamu kuruluşları, ABD’ deki kamu kuruluşlarının büyük çoğunluğu, Türk Silahlı Kuvvetleri, IBM, SGI, Cray Research, HP, Novell gibi bilgisayar devlerinin üst düzey sunucuları..

Komediye bakın: Bir devlet kuruluşu olan TÜBİTAK “ulusal işletim sistemi yaptık” diye ortaya çıkıyor; ama ondan önce Turkix gibi tamamen Türkçe dağıtımlar zaten mevcut. Sonra Milli Eğitim Bakanlığı “1 milyon bilgisayar alacağız; işletim sistemi ve ofis paketi için Microsoft’la anlaştık” diyor. Madem kullanmayacaksın neden bu iş için TÜBİTAK’ a ödenek veriyorsun?

Ücretsiz, kaynak kodu açık, üstelik sağlamlık ve güvenilirlik konusunda Windows’ tan çok daha iyi bir ünü olan Linux ortadayken MEB neden Microsoft’la anlaşma imzalıyor?

Windows XP ve Office 2003’ ün akademik versiyonlarının (Microsoft eğitim kurumları, öğrenci ve öğretmenlere ciddi indirimler yapmakta) Amerika fiyatı 200$ tutmakta. MEB’ in ne kadar ödeyeceği belli değil; hedef 1 milyon bilgisayar olduğuna göre, ödenecek tutarın 200 milyon dolar gibi bir para olacağını söylemek mümkün..

Öte yandan asıl sorun 200 milyon doların ülkeden çıkması da en ciddi sorun değil. Zaten nereye vermiyoruzki? Asıl sorun; çocukluklarını Microsoft ürünlerine “alışarak” yetişenlerin ileride her kademede bu ürünlere lisans ücreti ödemeye devam edecek olması..Bir ülkenin eğitim sisteminin temelini bedava, çok daha akademik ve ürün ömrü bitmeyecek bir yazılım paketi varken (ki Microsoft istediği anda adı geçen programları geliştirmekten pekala vazgeçebilir!) tek bir firmaya lisanslı bir ürün grubuna endekslemesi akıl almaz bir şey.

Bu arada, ülkemizin güzide “Linux fanatikleri” [] bu gelişmeler karşısında uyumaya devam etmekteler; daha önce “Bilgisayar kullanıcılarını bilinçlendirme platformu” adı altında Microsoft tarafından biraraya getirilmiş bir avuç firmanın tüketiciyi alenen kandırmaya yönelik propagandalarında uyuduklrı gibi. Nitekim bu saçmalığa rekabet kurulu tarafından bir son verildi ve siteleri kapandı gitti. Gelgelelim, örneğin LKD, yani “Linux Kullanıcıları Derneği” (ne demekse?) şu an hala senelerdir süregelen kimlik dağıtımı problemini çözmeye çalışmakla meşgul. Hiçbir Linux grubu sitesi, ne bu konuda ne de sözümona “bilgisayar kullanıcıları bilinçlendirme platformu” palavrası sırasında iki kelam etmeyi beceremedi.

Bu “kampanyanın” sitesinde Atatürk ve Türk bayrağının kullanılmış olması ise hiç hoş değil. Atatürk, emperyalist güçlerle savaşarak bağımsız bir devlet kurmuş bir simgedir. Bu siteyi ve kampanyayı düzenleyenlerin,Atatürk yaşasa kaynak kodu açık ve bedava bir işletim sistemi varken emperyalist bir gücün işletim sisteminin okullarımıza girmesine izin verirmiydi diye kendilerine sormaları gerek.

Kaynak: Barış Atasoy, b_atasoy@hotmail.com

Notes

[] ]

[] ]

[] ]

[] ]

barisatasoy@hotmail com (1)







Bu yazıya puan verin: 1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan


Biraz gürültü yapın





Not: Yazdığınız yorum yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.


  Yorumlara eposta ile abone ol




  • Hakkında | İletişim | Wordpress.org | RSS | Abone Ol

  • (c) 2005-2009 Wordpress Tema: Tankado & Theme by Tankado.com