Batıdan objektif yorumlar

  10/15/2005, Yazar: Özgür Koca, Kategori: Posta Kutusu

Sayın Yılmaz Öztuna’nın Tarih Sohbetleri’nden (s. 286-290) derlediğimiz yukarıdaki satırlar XVI. yüzyılda Türkler arasında bulunup da anılarını veya raporlarını yazan kimi seyyah, kimi diplomat, kimi asker, kimi esir gayrimüslimlere aittir. Düşmanı oldukları bir toplum hakkında kendi milletlerine karşı dürüst davranıp sahih bilgiler vermeleri, hiç şüphesiz Türkler hakkında iyi niyet beslemelerinin değil, objektif davranmalarının bir sonucudur. Nitekim aynı yazarlar kitaplarının bazı yerlerinde garazkâr ifadelere de yer vermekten kaçınmamışlardır.

“Türklerden daha faziletli bir toplum görmedim. Oyuna ve eğlenceye
vakitleri yoktur. (…) Yemeklerini çabuk ve konuşmaksızın yerler.

Yemek isteyen kim varsa; tanıdık, yabancı ayrılmaz, sofraya çağrılır.
(…) Askerler dahil şehirde silah taşımak yasaktır. Düello
bilmezler; dövüşmeyi medenî terbiyeden mahrumiyet sayarlar. Arada
kavga edenler çıkar; fakat kavgayı devam ettirmeleri mümkün değildir;
ilk görenler derhal müdahale edip sustururlar. Zaten şehirlerde büyük
sükunet vardır. Kumar ve içkinin dinlerinde yasak olması kavga
çıkmamasının sebeplerindendir. Ama içki içen, esrar çeken Türklere
tesadüf edilir; çoğu sosyal durumlarını bu sebeple kaybetmişlerdir.
Karaborsa ve tefecilik günah ve meçhuldür. (Cristobal de Villalon, s.
160-161)

“Bundan başka şunu söylemek istiyorum ki Türkler bir şatoyu veya
kaleyi aldıkları zaman her şeyi ve resimleri buldukları gibi aynen
bırakıyorlar, onları tahrip etmek gibi bir âdetleri asla yoktur.
(Belon, s. 90)

“Türkler iyi niyetli insanlardır. Birbirlerine bağlıdırlar.
Birbirlerine iyilik yapmaktan hoşlanırlar. Bunları Tanrı’nın şerefi
için yazıyorum; yoksa Türklerin bizim imanımızın dışında kaldıklarını
biliyorum. (…) Türkler sözlerinin esiridirler. Ancak ölü bir Türk
sözünü tutmayabilir. Samimi ve sadık insanlardır. (Bertrandon de la
Broquière)

“Türkler sokakta rastladıkları yazılı kağıda ve güle basmazlar;
yerden alıp bir duvarın üstüne veya dibine koyarlar. (Busbecq)

“Türkler kimseyi Türk usulünce yaşamaya zorlamazlar. Herkesin kendi
mevzuatı ile yaşamasına müsaade eder ve izin verirler. (Geoffroy,
c.II, s. 180)

“İsteyen Türk, gerek cuma, gerekse bayram namazında, cami içinde veya
avlusunda, cemaat ortasında, düşmanı kim ise ondan af diler. Affı yaş
ve makamca küçük olan ister. Muhatabı, kesin şekilde ve cemaat önünde
affettiğini söylemeye mecburdur. Sonra elini öptürür ve
kucaklaşırlar. Bir kere barışmış olan iki düşman, eski
anlaşmazlıklarından dolayı birbirlerine kötülük edemezler. Böyle bir
şeye cesaret eden kişi, hem toplumla, hem Allah’la alay etmiş sayılır
ve lanetlenir; fena muamele görür, kendisine inanılmaz. (Villamont,
s. 252)







Bu yazıya puan verin: 1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan


Biraz gürültü yapın





Not: Yazdığınız yorum yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.


  Yorumlara eposta ile abone ol




  • Hakkında | İletişim | Wordpress.org | RSS | Abone Ol

  • (c) 2005-2009 Wordpress Tema: Tankado & Theme by Tankado.com